top of page
  • hayatinkendisibu

Umami

İlkokul yıllarından beri bize hep dört ana tat öğrettiler. Tatlı, tuzlu, ekşi ve acı. Fen bilgisi kitaplarında hep bunlar vardı hatta kitapta dilde hangi bölgede hangisi tadın alındığı bölge var diye bir resim hala gözümün önünde.


Aslında 5. Bir tad daha varmış. Ben bunu daha yeni öğrendim. Adı “umami”. Siz duydunuz mu daha önce hiç umami kelimesini?


Aramızda yeşil çay içmeyen yoktur. Ya da kurutulmuş domates. Tavuğuna soya sosu koymayan da. işte bu tadları kısaca umami olarak tanımlayabiliriz. Glutamat denen, birçok sebzenin ve meyve bulunan bu amino asit, umamiyi oluşturuyor


Parmesan peynirinde, kurutulmuş ette, bunlar gibi zaman ile aromandırılmış gıdalarda umamiden bahsetmek mümkün. Yani adını koyamadığımız ama o çok farklı ve bağımlısı olduğumuz tadlar.


Japonca “hoşa giden tad” anlamına gelen umami kavramı resmen 1985 yılında kabul edilmiş olsa da aslında Eski Roma döneminden beri kullanılıyormuş. Aslında 1908 yılında Tokyo Üniversitesinden kimya profesörü İkeda keşfetmiş.


Umami tadını alabilen dil reseptörleri Asyalıların %90 ında varken, Hint Avrupa ırkında ise sadece %65 insan bu dili algılayabilir. Bu nedenle birçok Avrupalı ya da Amerikalı Asya yemeklerinden hoşlanmazlar.


Glutemat denen bir sinir hücresinin diğer sinir hücresine mesaj atmasını sağlayan bir yapı sayesinde umami tadını algılayabiliyoruz.


Ancak her güzel şeyin bir istismarı olduğu gibi glutemat da MSG denen mono sodyum glutemat sayesinde istismar edilmiş ve bu maddenin eklendiği her şey beynimizde lezzetli olarak algılanmaya başlanmış. Kanserojen olarak bilinen ve asla kullanılması tavsiye edilmeyen bu madde yediğimiz tüm paketli paketsiz hazır gıdalarda ne yazık ki var.


Çok affedersiniz edersiniz “şeyimize “ eklesek, MSG sayesinde bayılarak yenecek duruma geleceği söyleniyor. Allah bizi korusun demekten başka elden bir şey gelmiyor.


10 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Koku

Zahter

Комментарии


Yazı: Blog2_Post
bottom of page